Advert
Advert

SELÂM KELAMDAN ÖNCE GELİR: UNUTULAN BİR SÜNNETİ İHYA ETMEYE NE DERSİNİZ?

Yayınlanma Tarihi : Google News
author

NİĞMET ÖZDİL

Cenâb-ı Allah insanı eşref-i mahlûkat (yaratılanların en şereflisi) olarak yaratmış, insana konuşma yeteneği de vererek onu yeryüzüne kendi halifesi olarak göndermiştir. İlk insan ve ilk peygamber Hazreti Âdem'dir.

Cenâb-ı Allah, yaratmış olduğu ilk insan Hz. Âdem’e meleklere gidip selam vermesini emretmiş ve şöyle buyurmuştur: "Sana ne cevap vereceklerini dinle; çünkü bu senin ve neslinin selamı olacaktır." Bunun üzerine "Es-selâmü aleyküm" yani "Esenlik (Allah’ın selamı) üzerinize olsun" diyerek selam veren Hz. Âdem’e, melekler "Es-selâmü aleyke ve rahmetullah" (Esenlik ve Allah’ın rahmeti senin de üzerine olsun) sözleriyle karşılık vermiştir.

İki insan karşılaştığında ilk kelâm "Es-selâmü aleyküm ve es-selâmü aleyke ve rahmetullah" (Allah’ın selamı ve rahmeti senin de üzerine olsun) şeklinde olmuştur.


İLK AİLENİN ANAHTARI

Hazreti Havva annemiz de yaratılıp ikisi yeryüzüne indirilince, dünyadaki cennetlerinin (ilk ailenin) anahtarı bu selamlaşma olmuştur.

İlk uyanan diğerine "Es-selâmü aleyküm" diyerek güne başlıyor; uyanan kişi de "Aleyküm selam" diyerek karşılık veriyordu. Dışarıdan eve gelen "Es-selâmü aleyküm" diyerek kapıdan giriyor, evdeki kişi ise "Es-selâmü aleyke ve rahmetullah" diye gelen kişiyi karşılıyordu. Dünyadaki ilk ailenin temelleri böyle sağlam atılmıştı. Çünkü selamlaşma; iki insanın güzel sözlerle ve anlamlı dualarla birbirlerine hitap etmeleri, sevgi ve muhabbetin artmasına vesile olarak aralarındaki gönül bağını güçlendirir.


KUR'ÂN-I KERÎM VE SÜNNETTE SELAMLAŞMA

Kur'ân-ı Kerîm’de Nîsâ Suresi'nin 86. ayetinde, "Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeliyle selam verin veya verilen selamı aynen iade edin" buyrulmaktadır. Bir başka ayette ise, "Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak kendinize (birbirinize) selam verin" (Nûr Suresi, 24/61) denilmektedir.

Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Enes'e (r.a.) şöyle buyurmuştur: "Yavrucuğum! Kendi ailenin yanına girdiğinde onlara selâm ver ki, sana ve ev halkına bereket olsun."

Müslüman kültürünün kökleri araştırıldığında, atasözlerimizin kaynağının da Kur'ân-ı Kerîm’e ya da Hadis-i Şerif’e dayandığı görülür. Buna en güzel örnek "Es-selâmü kable'l-kelâm" (Selam kelamdan öncedir) şeklinde ifade edilmiştir. Karşılaştığı kimseye "Es-selâmü aleyke" diyen kişi, ona kendisiyle dost olduğunu bildirmekte ve kendisinden ona bir zarar gelmeyeceğini beyan etmektedir. Peygamber Efendimiz’in "Müslüman, elinden ve dilinden başkalarının güvende olduğu kimsedir" (Müslim, Îmân, 64) diye tanımladığı Müslüman'ın, konuşmaya "selam" vererek başlaması oldukça manidardır.

Selam veren kişi, karşısındaki için Allah’ın selâmetini istemekte ve her türlü kötülükten uzak olması için ona dua etmektedir. Bu duanın karşılıklı olmasını isteyen Cenâb-ı Allah, Nîsâ Suresi 86. ayette "Bir selamla selamlandığınız zaman siz ondan daha güzel bir karşılık verin veya aynı ile mukabele edin" buyurmuştur.

Hz. Peygamber (s.a.v.) de selama güzel lafızlar eklemenin ecrini artırdığına dikkat çekmiştir. "Es-selâmü aleyküm" sözüne "ve rahmetullahi ve berekâtühü ve mağfiretühü" (Allah’ın rahmeti, bereketi ve bağışlaması) gibi sözcükler eklemek suretiyle, selam veren kişilerin her birinin söylediği fazladan sözler için ayrıca sevap kazanacağını bildirmiştir (Ebû Dâvûd, Edeb, 131-132).

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) selam vermeyi Müslümanların birbirlerine karşı başlıca görevleri arasında saymış ve kişinin tanımadığı kimselere de selâm vermesi gerektiğini özellikle vurgulamıştır. Müslümanlar arasında selamı yaygınlaştırarak, İslam’ın hedeflediği sevgi ve kardeşliğe dayalı bir toplum oluşturma gayreti içerisinde olunmuştur.


"GÜNAYDIN" MI, "SELÂMÜN ALEYKÜM" MÜ?

Çocukluğumuzu ve günlük yaşantımızı bir düşünelim: Sabah uyandığımızda lavaboya gidiyoruz, koridorda kimi görürsek "Günaydın anne", "Günaydın baba" veya "Günaydın kardeşim" diyoruz. Elimizi yüzümüzü yıkıyoruz; annemiz mutfaktan sesleniyor: "Yavrum, hemen marketten iki ekmek alabilir misin?" "Tamam anne." Hazırlanıp markete gitmek için evden çıkıyoruz. Karşı komşumuz Salih amca ile karşılaşıyoruz: "Günaydın Salih amca..." Markete varıyoruz, ekmeği alıp kasiyere parayı ödeyeceğimiz sırada: "Günaydın Ayşe Hanım" veya "Günaydın Ahmet Bey" diyoruz.

Okulda sıraya duruyoruz, sınıfa girmek için müdür bey: "Günaydın çocuklar..." Öğrenciler de "Günaydın öğretmenim" diye karşılık veriyor. Öğleden sonra öğrenciler derse girmek için sıraya durduklarında müdür bey onlara: "Tünaydın çocuklar" arkadaşlarımız da "Tünaydın öğretmenim" diyor.

Biz bu şekilde yetiştirildik. Bunların anlamı neydi, ne manaya geliyordu, üzerinde çok da durmuyorduk.

"Günaydın" sözlük anlamı olarak; sabahın erken saatlerinde karşılaşılan kişilere iyi niyet, esenlik ve güzel bir gün dileme amacıyla kullanılan yaygın bir Türkçe selamlama sözüdür. Günün aydın olsun anlamını taşıyan bu ifade, genellikle uyanışı (günün ilk ışıklarını) karşılamak için kullanılır. Tünaydın ise genellikle öğle saatlerinden (12.00-14.00 civarı) itibaren kullanılan, "öğleden sonranız iyi geçsin" anlamını taşıyan bir selamlama sözüdür.

Günaydın, tünaydın yahut yerine konulan farklı kelimelerle karşımızdakine iyi temennilerde bulunuyoruz. Çocukluğumuz böyle geçti, bize bu öğretildi. Ancak biz bundan sonra daha güzeli ile karşılık vereceğiz.


GELİN, SÜNNETİ YENİDEN DİRİLTELİM

Karşılaştığımız ilk kişiye ve sabah uyandığımızda ilk gördüğümüze "Selâmün Aleyküm" duasıyla karşılık vereceğiz. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Benden sonra unutulan bir sünnetimi ihya edene (uygulayıp yayana), o sünnetle amel edenlerin sevabı kadar sevap vardır" buyurarak müjdelemiştir. Bazı rivayetlerde bu kimselere yüz şehit sevabı verileceği veya cennette Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizle beraber olacakları bildirilmiştir (İslam ve İhsan).

Yine Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir başka hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmaktadır: "Benden sonra uygulanmadığı için unutulan bir sünnetimi ihya edene, o sünneti uygulayanların sevabı kadar sevap verilir. Ötekilerin sevabından da hiçbir şey eksilmez. İnsanı doğru yoldan ayırana, Allah’ın ve Resûlullah’ın hoşnut olmadığı bir bid'atı ortaya çıkarana da, o bid'atı yapanların günahı kadar günah yazılır. O bid'atı yapanların günahından hiçbir şey eksilmez."

O hâlde buyurun! Yeni bir sünneti hayatımızda ihya etmeye (canlandırmaya).

SELÂMUN ALEYKÜM!

 

begendim
1
Begendim
bayildim
1
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim

Yorum Gönder

Yorumlar