Reklam
Reklam

Beyaz Saray’daki El Bombası: Trump’ın Yeni Dünya Düzeninde Kimse Güvende Değil!

Yayınlanma Tarihi : Google News
Beyaz Saray’daki El Bombası: Trump’ın Yeni Dünya Düzeninde Kimse Güvende Değil!
Advert

Beyaz Saray’daki ikinci döneminde "Önce Amerika" parolasını sert bir ekonomik ve diplomatik kuşatmaya dönüştüren Donald Trump, küresel ittifakları sarsarken, ticaret savaşları ve kurumlar arası restleşmelerle dünyayı geri dönülemez bir eşiğe sürükledi

20 Ocak 2025’te yemin ederek koltuğuna dönen Donald Trump, sadece Washington’da değil, tüm dünya başkentlerinde bir "jeopolitik deprem" etkisi yarattı. İlk döneminin aksine bu kez çok daha hazırlıklı ve radikal bir kadroyla yola çıkan Trump, göreve geldiği ilk günden itibaren çok taraflı diplomasiyi bir kenara iterek "işlem odaklı" ve sert güç kullanımına dayalı bir dış politika izlemeye başladı. NATO’dan Birleşmiş Milletler’e, iklim anlaşmalarından küresel ticaret kurallarına kadar on yıllardır süregelen düzen, bizzat kurucusu tarafından hedef tahtasına oturtuldu.

EKONOMİK SİLAH: GÜMRÜK DUVARLARI VE TARİFE SAVAŞLARI

Trump, seçim vaatlerini yerine getirmek adına dünya ekonomisinin genetiğiyle oynadı. 2025 yılı boyunca Kanada, Meksika ve Çin başta olmak üzere tüm dünyaya yayılan yüzde 10 ile yüzde 60 arasında değişen ek gümrük tarifeleri, küresel tedarik zincirlerini kopardı. Özellikle Brezilya ve Hindistan gibi gelişmekte olan piyasalara uygulanan ani vergi artışları, bu ülkelerin ekonomilerinde derin yaralar açtı. Wall Street, 2025’in ilk aylarında trilyonlarca dolarlık kayıpla sarsılırken, "resiprokal ticaret" (karşılıklı ticaret) adı altında müttefiklerin dahi ekonomik olarak cezalandırılması, küresel enflasyonu tetikleyen en büyük unsurlardan biri oldu.

KURUMSAL TASFİYE: BİRLEŞMİŞ MİLLETLER VE DSÖ’DEN KOPUŞ

Trump’ın en büyük saldırısı, uluslararası kurumların meşruiyetine yönelik oldu. Ocak 2026 itibarıyla ABD, aralarında Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), UNESCO ve BM İnsan Hakları Konseyi’nin de bulunduğu 66 uluslararası kuruluştan çekildiğini açıkladı. Paris İklim Anlaşması’ndan ikinci kez çıkılması, iklim kriziyle mücadeleyi felç ederken; ABD’nin fonlarını kesmesi, küresel insani yardım operasyonlarını durma noktasına getirdi. Bu hamle, Trump’ın "küreselci gündemi" tamamen reddedip ulusal egemenliği her şeyin üzerinde tutan yeni doktrininin en somut göstergesi oldu.

POLİTİK ÇATIŞMA: NATO’DA ÇATLAK VE UKRAYNA’DA YENİ DENGE

Politik arenada Trump, geleneksel müttefikleri yerine "bedelini ödeyen ortaklar" modelini getirdi. NATO üyelerini savunma harcamalarını artırmadıkları sürece koruma şemsiyesinden çıkarmakla tehdit etmesi, Avrupa’da büyük bir güvenlik paniğine yol açtı. Ukrayna’ya verilen askeri desteğin kesilmesi ve Rusya ile doğrudan, "şeffaf olmayan" bir diyalog sürecine girilmesi, Kiev’i yalnızlaştırırken Doğu Avrupa’da sınırların yeniden çizilebileceği korkusunu körükledi. Tayvan meselesinde ise Trump’ın adayı "korunması gereken bir müttefik" değil, "sigorta primi ödemesi gereken bir müşteri" olarak görmesi, Uzak Doğu’da Çin’e karşı caydırıcılığı zayıflatan bir faktör olarak analiz edildi.

KAOSUN BİLANÇOSU: YARA ALAN DÜNYA DÜZENİ

Bugün gelinen noktada, dünya sadece ekonomik bir durgunlukla değil, aynı zamanda derin bir "güven kriziyle" karşı karşıya. Trump’ın müttefiklerini ticaret tarifeleriyle, rakiplerini ise askeri ve ekonomik yaptırımlarla baskı altına alma stratejisi, küresel sistemi bloklara ayırdı. Batı ittifakı hiç olmadığı kadar bölünmüş durumda; küresel ticaret sistemi ise yerini bölgesel korumacılığa bıraktı. Trump 2.0 dönemi, tarihe sadece bir başkanlık dönemi olarak değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen liberal dünya düzeninin "resmen tasfiyesi" olarak geçmeye aday.

TRUMP.png" style="height:713px; width:845px">

 
 

 

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Reklam

Yorum Gönder

Yorumlar